Yukarı Çık

Cilt Yaşlanması ve Fitokozmetik Çözümler

Yaşlanma, genel anlamıyla fizyolojik ve ruhsal fonksiyonların zamanla etkinliğinin giderek azalmasıdır. Bilimsel olarak insan ömrünün 120 yıl dolayında olduğu saptanmıştır. 20 yaşına kadar vücudumuz gelişir ve en üst seviyeye ulaşır. Bu yaştan sonra DNA her yıl üretim yeteneğinin yüzde 1?ini kaybeder ve buna hesaba göre insan ömrünün 120 yaşları dolayında sürmesi beklenir. Fakat bu ?yaşam süresi? çeşitli etkenlere bağlı olarak 75-80 yıla kadar düşmektedir. Bu etkenlerden bazılarını çevresel, genetik, hormon sistemi, immün sistem, kalp-damar sistemi, serbest radikaller ve yaşam biçimi olarak sıralayabiliriz.

Cildin yaşlanması, zamanla ortaya çıkan, iç ve dış pek çok etkenin yol açtığı değişiklikler sonucunda derinin kuru, kırışık ve elastikiyetsiz bir şekil almasıdır. Cildin en dış tabakası epidermistir. Bu tabakanın en altındaki bazal hücreler yeni hücreleri üretir.

Yeni hücreler zamanla yüzeye doğru çıkarak ölür. Genç insanlarda hücre yenileme kapasitesi hızlıdır. Bu hücre üretimi genç insanlarda her 28-30 günde bir olur. Yaşlandığımızda ise bu değişim süreci yavaşlar ve 50 günü bulur, onarım yeteneği azalır. Yaş etkisiyle ortaya çıkan bu olumsuz durum ?kronolojik yaşlanma? olarak adlandırılır(1). Derinin kırışması ve saçların beyazlamasında genetik faktörlerin yanı sıra, yaşam biçimi, beslenme bozuklukları, sigara tiryakiliği (ya da pasif içicilik), uyku düzensizlikleri ve stres de önemli rol oynamaktadır (2). Vücudumuzun en geniş organı olan cildimiz, cinsiyet hormonlarının da etkisi altındadır. Östrojen hormonu azlığında, deri hücrelerinin bölünme hızı yavaşlar. Östrojen düzeyi yüksekse hücre yenilenmesi hızlıdır. Derinin kollajen liflerinin yoğunluğu östrojen ve progesteron hormonlarına bağımlıdır. Kollajen vücudun önemli proteinlerinden biridir. Üç protein zincirinden oluşmaktadır ve bunlar birbirine üçlü helix şeklinde bağlanmaktadır.

Kollajen cildimizin dayanıklılığını, yaşam süresini ve pürüzsüzlüğünü sağlayan önemli bir yapıdır. Kollajen ayrıca, hücrenin şeklini, değişimini ve yapısını sağlayan en önemli yapılardan biridir. Kollajen derinin %75?ini oluşturur; böylece cildimizin pürüzsüzlüğünü, esnekliğini ve genç görünümü sağlar. Sağlıklı bir cilt, yüksek kollajen seviyesiyle doğru orantılıdır. Cildin yapısına etki eden faktörlerden östrojen hormonu azalınca, derideki kollajen sentezi de azalır. Bunun yanı sıra progesteron hormonu da kollajeni yıkan biyokimyasal mekanizmaları durdurur. Cilt yaşlanmasını üç safhada ele alırsak; ilk evrede, dermal doldurucu (kollajen 1 ve 3) bağları zayıf bir şekilde yenilenmeye başlar.

Dermis, kendine destek veren bu yapıyı kaybetmesi sonucu cilt sarkmaya başlar ve kırışıklıklar daha da derinlere iner. İkinci evrede dermisi oluşturan destek bağları (kollajen 4 ve7) kötüleşir ve kopar, bu yüzden cildin kütan yapısı sağlamlığını ve desteğini kaybeder. Son evrede cilt artık gerekli olan yüzey nemini koruyamaz, cilt kurur, kırışıklıklar belirginleşir ve cilt kendi yaşını göstermeye başlar (2-4). Cilt yaşlanmasında etkili faktörlerden biri de güneşin zararlı ışınlarıdır. Özellikle Ultra Violet Aging, (UVA) ışınları ile ortaya çıkan ve ciltte meydana gelen tüm süreçleri olumsuz etkileyen bu durum ?foto yaşlanma? olarak tanımlanır. UVA, düşük enerji seviyesine sahip cilt yaşlanmasından sorumlu olan mor ötesi ışınlardır. D vitamini vücutta üretilemediği için güneş ışınları yardımıyla deri tarafından sentezlenir. Fakat bunun için çok kısa bir süre yeterli olmasına rağmen uzun süre güneş ışınlarına maruz kalmak, cilt için önemli risk faktörüdür.

Çünkü bu zararlı ışınlar kollajen üretimini olumsuz yönde etkileyerek yenilenmeyi yavaşlatırlar ve kollajen yıkımına sebep olan enzimleri aktive ederler. Bunun sonucunda ciltte ince çizgiler oluşmaya başlar. Dünya çapında yılda üç milyondan fazla ölümden sorumlu olan sigara; saç kaybı, psöriyazis (sedef hastalığı), akne oluşumu, melanoma (koyu pigment oluşumu), pullu hücre kanseri, yaraların geç iyileşmesi, erken cilt yaşlanması gibi dermatolojik problemlerin temelindeki sebeplerden biridir. Epidemiyolojik çalışmalar sigara kullanımının erken cilt yaşlanmasında önemli bir çevresel faktör olduğunu göstermiştir.

Yine bu çalışmalarda sigaranın kollajen üretimini zayıflattığı, matriks metalloproteinaz enzimini (MMP) ve tropoelastinin üretimini arttırdığı, matriks proteinlerini küçülttüğü ve elastozun anormal üretimine sebep olduğu gözlemlenmiştir. Sigaranın MMP seviyesini arttırması, proteoglikanların ve kollajenin yıkımına yol açarak dermal bağlantı doku metabolizmasındaki yıkım ve biyosentez arasındaki dengeyi bozmasına sebep olur (3). Cilt yaşlanmasına sebep olan bu etkileri azaltmak, düzeltmek veya önlemek için çeşitli uygulamalar denenmiştir.

Fakat son yıllarda fitokozmetik çalışmaların cilt yaşlanmasına karşı olumlu etki göstermesi, hem insanların tercihi açısından hem de bitkilerin güvenilirliği sebebiyle kozmetologların fitokozmetik çalışmalara daha fazla önem vermesini sağlamıştır. Cilt yaşlanmasında kırışıklıkları azaltmak amacıyla etkinlik testleri yapılmış bitki kaynaklı etken maddelerden birisi? madekassozit? tir. Centella asiatica bitkisinden elde edilen madekassozit, kollajen sentezini artırıcı ve inflamatuar uyarıları hafifletmesi sebebiyle kırışıklıkları düzeltebileceği düşünülmüştür.

Ayrıca, yapılan in vivo çalışmalarda cilt yaşlanması tedavisinde C vitamininin topikal uygulamasının yararlı etkileri tespit edilmiştir. Yaşları 45 ile 60 arasında değişen 20 gönüllü bayanda yüz ve boyun bölgesine 6 ay boyunca içeriğinde % 5 C vitamini ve % 0.1 madekassozit bulunan nemlendirici krem düzenli olarak uygulanmıştır. 6 aylık tedavi sonucundaki klinik uygulamalar, ciltteki sertliği, derin kırışıklıkları düzelttiğini göstermiştir. Bunun sonucunda geliştirilen anti-aging kremlerde kombinasyon halinde uygulanmaktadır (4). Anti-aging kremlerde etkinliğinden faydalanılan başka bir bitki de Nelumbo nucifera (Nelumbonaceae ya da Nymphaceae) dir. Yapılan araştırmalarda mavi lotus olarak bilinen bu bitkinin çekirdeklerinden elde edilen ekstraktının in-vivo çalışmalarda, obeziteye karşı etkili olduğu saptanmıştır (5). Ayrıca serbest radikallere karşı antioksidan ve hepatoprotektif (karaciğer koruyucu) etkisi tespit edilmiştir.

Bu nedenle, anti-aging kremlerde tercih edilen bir bitkidir (6-7). Bitki ekstraları topikal uygulamalarda; yara iyileştirici, deri hastalıkları tedavisinde ve anti-aging kremler gibi geniş alanlarda kullanılmaktadır. Bu bitkiler yaygın bir ortak özelliğe sahiptir; büyük çoğunluğu fenolik yapılı flavonoitler taşımaktadır. Bu fitokimyasallar ciltteki reaktif oksijen türleriyle, biyolojik makromoleküllerle tepkimeye girerek serbest radikalleri nötralize ederler. Yeşil çay olarak bilinen Camellia sinensis (Theaceae) bitkisinde bu etkiye sahip polifenolik bileşik yapıdaki kateşin bulunur. Özellikle epigallokateşin-3-gallat (EGCG), UVB (Ultra Violet Burn) ?nin yol açtığı fotokarsinojenezi ve kimyasal karsinojenleri inhibe eder.

Bu özellikleriyle cildin yapısını düzenler ve anti-aging ajan olarak kullanılır (8). Son yıllarda yapılan çalışmalarda üzüm çekirdeğinde (Vitis vinifera-Vitaceae) yüksek seviyede bulunan (+)-kateşinin UVB?nin sebep olduğu keratinozit yıkımını ortadan kaldırdığı tespit edilmiştir. Yapılan deneyler keratinozit yıkımını tetikleyen peroksit inhibisyonuna da yol açtığını göstermiştir. Son olarak (+)-kateşin ve (-)-epigallokateşin-3-gallat?ın keratinozitler üzerine sitotoksik etkileri araştırılmış ve her ikisinin de oksidatif hasarı artıran peroksit üretimini ve UVB?nin sebep olduğu keratinozit yıkımını ortadan kaldırmada aynı etkiye sahip olmasına rağmen, (+)-kateşinin diğerine oranla toksisite açısından güvenli olduğu görülmüştür.

Bu yüzden anti-aging kozmetik formülasyonlarda kullanılmasının uygun olacağı düşünülmüştür (9). Cilt yaşlanmasında önemli bir etken olarak kabul edilen güneş ışınlarından UVA (Ultra Violet Aging) ve radyasyon, reaktif oksijen türlerini provoke ederek hücresel yıkıma ve nekroza yol açar. Bu durumda cilt yaşlanmasının önüne geçmek için yapılması gereken, ultraviyole ışınlarının zararlı etkilerini engelleyici bitkilerden kozmetik anlamda faydalanmak, önemli bir çözüm sunar.

Bu amaçla yapılan araştırmalarda Prunella vulgaris (Lamiaceae) ve onun ana fenolik asit bileşiği olan rosmarinik asitin hücreler arası lipit peroksidasyonunu azalttığı ve UVA?nın reaktif oksijen türlerini artırıcı etkilerini önemli oranda baskıladığı gözlemlenmiştir. Bu özellikleriyle cilt bakım ürünlerinde fotoprotektif ajan olarak kullanılması düşünülebilir(10). Bitkilerdeki fitokimyasalların büyük çoğunluğunun cilt yaşlanmasının etkilerini düzeltmede farklı yerlere etki ederek değişik görevler üstlendiği görülmektedir.

Örneğin Sophora japonica (Fabaceae) üzerine yapılan çalışmalarda yapısında bulunan kersetin, yüksek antioksidan aktivitesine bağlı olarak ciltte meydana gelebilecek UVB kaynaklı oksitatif hasarı ortadan kaldırdığı tespit adilmiştir(11) . Bunun yanı sıra kozmetik cilt beyazlatıcılarda önemli bir etken olan tirosinaz inhibitörlerine karşı anti-tirosinaz etkiyle aşırı melanin sentezini azaltmaktadır (12). Bitkileri kozmetik bilimiyle bağdaştıran çalışmaların büyük çoğunluğundan elde edilen olumlu sonuçlar, bir kozmetik üründeki yarar ve etkinliğin aslında kozmetik ürüne değil, yapısındaki fitokimyasallara bağlı olduğunu göstermektedir.

Ecz. İsmail ASLAN Yeditepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Kozmetik Üretim Müdürü-Kozmetoloji Bilim Dalı